12 Ocak 2017 Perşembe

Ahval ve Şerait


Türkiye aaaaahh Türkiye
Pardon,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti .
Evet tam adı bu yaşadığımız ülkenin.

Sorun şu ki böyle kalamaması gibi bir tehlike var artık. Hemde ciddi bir tehlike.
Sokak röportajlarını izliyoruz hepimiz.
Spiker : Başkanlık sisteminin gelmesini istiyor musunuz?
Vatandaş(!) : İsterim.
Spiker: Peki bu sistemin detayları hakkında bilgi sahibi misiniz?
Vatandaş(!) : Hayır. ama isterim.

Nasıl?
Nasıl bir zihniyet fikir sahibi olmadan 80 milyonun en az 40 milyonunun geleceği ile gözü kapalı oynama hakkını kendinde bulabiliyor. Bir de bunların fikir sahibi olanları var.
Her şeyin gayet farkındalar , bunun sonunun hilafete gideceğinin de , zaten de bu yüzden EVET!

Çünkü neden olmasın?

Daha rahat yolsuzluk yapabilirler. Başkan olacak kişiye yakın olsan yeter.
istediğin kadına tecavüz edip ceza almaya da bilirsin hem sonra,
zira meclis'in içinde bile ( Daha bu gün) bir kadına saldırdılar.
Evet resmen saldırdılar , Kadın Milletvekili'nin boğazını sıktılar. Tokat attılar.
Açık oy kullandılar ama hiç birisi sorun değil.

Oy verdiğiniz anı bir düşünün , perdenin arkasına iki kişi girseniz orada kontrol için bekleyen o insanlar sayar mıydı sizin oyunuzu ?
Hayır .
Ama mecliste sayılıyor.
Bu derece hukuksuz , bu derece saygısız, bunca insanlık dışı bir sistemi bizim tatlı mı tatlı , temiz mi temiz kalpli insanlarımız ( Hani şu bizim halkımız doğruyu bilir deyip hakkından fazla güvenen kesim var ya sana da merhaba)  nasıl EVET diyor peki?

Menderes'den beri itina ile düzenli ve aşamalı olarak ( efendilerinin dediği gibi step by step ) cahilleştirildi toplumumuz. Hala devam ediyor, hala balıkları ağaca çıkma yeteneklerine göre değerlendiriyoruz, hala nice Dali'leri 4 bilinmeyenli denklem çözemedikleri için eziyor, sindiriyor ve itina ile yok ediyoruz. İlk okul sınıflarında ( ilim öğretilmesi gereken yerlerde ) Hadisler asılı.
Din bir afyon olarak kullanılıp insanların zihinleri uyuşturuluyor.
( Dini bir olmak başka bir şey , görüşünü bulandırmak başka birşey ,lütfen karıştırıp gereksiz agresyon yaşamayalım. ) Sonuç olarak  bu halk buna Evet diyor , diyecek .
Çünkü neden demesin ...

Yasama-Yürütme-Yargı ne biliyor mu bu insanlar?
Diyorsunuz ki ; Ya birleştiriyorlar güçler birliği sağlıyorlar nasıl evet dersin.
diyor ki ; e iyi işte bir olsun zaten güçler iyi olur , böyle her kafadan başka ses çıkıyor, diyebiliyor.
İstediğiniz kadar inkar edin halk bu baştaki arkadaşa GÜVENİYOR!

Çünkü ;
1 minute dedi
çünkü çalıyor ama adam dürüst (?) saklamıyor ki ( :o) ayrıca hangisi çalmıyor ki ?
hem yol yapıyor.. tüneller , metrolar , köprüler ,, kuşlar falan
E ülkeyi satıyor? - Ticaret kafası var  adamın ekonomiyi güçlendiriyor diye mi kızacaksınız adama diyor.

Diyor , e bunu diyor.
E ben çıldırıyorum evet . Bende en az hala CHP'li olabilen teyzeler kadar (böyle tövbe estafurullah bişey ) sinir krizi geçiriyorum. Ama ne yapacaksınız , nasıl anlatacaksınız ?

Ülkesi , devleti ve veya bu toprakların nasıl kazanıldığı , kabul edelim ki artık çoğunluğun umurunda değildir. İnsanlara "Benim memurum işini bilir" devri ile birlikte kendinden gerisini düşünmemesi empoze edildi , edilemeyenlere ise geçim şartları imkansızlaştırılarak , dayatıldı. Düşünebilmesine rağmen etkisiz bırakıldılar, eve ekmek götürmek tüm beyin hücrelerini o işe yoğunlaştırmasını gerektirecek kadar zorlaştırıldı zira.. Adım adım hissizleştirildik , bencilleştirildik. Bu hale gelmiş bir toplumdan kalkmış ülke bekası için gerekli doğru kararı vermesini bekleyebilecek kadar hayalperest insanlar ile çevrilmiş durumdayım ve şaşkınlıkla izliyorum tutumlarını artık. Fantastik kaçış edebiyatının sıkı takipçisi olmak konusunda beni solladıklarını itiraf etmem gerekir.

Ama her şeyi bir kenara bırakırsak,
anlamadıklarım arasında en çok beynimi yakan kısım KADINLAR!
Nasıl bir hayat vaat edildiğini çok merak ediyorum.
Çok para kazanan kocalarının yanına rahat bir hayat süreceklerini düşündükleri için mi bu kadar rahat kalabiliyorlar.
Çalışmak ve kendi hayatını idame ettirebilmek , tek başına var olabilmek çok mu zor geliyor da
ikincileştirilmeyi böylesine içten kucaklaya biliyorlar.
Kendi küçük dünyalarında var olmanın güveni mi cezbediyor?
Birde oldukça aktif olanlar var bunların arasında , hani Milletvekili , iş kadını falan gibi
onlar bir süre sonra bu işlevlerini devam ettiremeyeceklerinin hiç mi farkında değiller.
Sırf hamile diye sokağa çıkamamak , köpek gibi ( çok afedersiniz genel tabir diye kullanıyorum , yoksa köpeklere bir garezim yok ) kocaları gezdirmeye vakit bulduğunda dilleri dışarıda takip etmek, bu gibi durumlar hiç mi rahatsız etmiyor bu kadınları ?
Ama kim bilir belkide zaten böyle olsun istiyorlar. Kendi beceriksizlikleri ve öz benlik problemleri, sağlıklı bireylere de bunun dayatılmasını hak gösteriyordur belki.
Çünkü bu şekilde güdümlü bir hayat yaşamayı istemek , kendi kendine bir şeyi becerememek demektir , öz güven eksikliğidir, psikolojide öz benlik problemi diye geçer açın inceleyin, hastalıktır bu.
Gün geçmiyor ki bir kadın daha tecavüze uğramasın yada öldürülmesin. Peki bu kadınlar hem cinsleri için ne yorum yapıyor dersiniz?
-Kaşınmıştır Orospu, diyorlar belki de
-Etekli ne olacak işte , diyorlar yada
- O saatte ne işi varmış dışarıda diyende var.

Biz niye tecavüz etmiyoruz peki o zaman erkeklere ?
Üstsüz gezmek ( özellikle yazlık yerlerde) bir ata sporu oluyor yer yer ( e nefis bu çekiyor)
geç saatte dışarıda bol miktarda buluna bilirler üstelik..
Neden?
Neden erkekler kendilerini bu kadar namus bekçisi yapmış durumdalar ve neden kadınlar kendi kendilerini bilemezmiş gibi başka bir insanın onların namuslarının bekçiliğini yapmasına bu kadar boyun eğiyorlar anlamıyorum.

Benim şahsi görüşüm , erkeklerin çoğunluğunda bir namus kavramı bulunmadığından ( yada namusu saf cinsellik olarak algıladıklarından ) kadınlarınkine sarmış durumdalar.

Ama lütfen!
Lütfen kadınlar
Artık bir silkinip kendinize geliniz.
Sizin hatalarınızın cezasını ben çekmek zorunda değilim.
Sizin hayat ile başa çıkamayışınız benim problemim değil.
Dayak yemek istemiyorum.
Tecavüze uğramak istemiyorum.
İhbar korkusu ile tecavüz edildikten sonra öldürülmek istemiyorum.
Bir erkek olmadan yürüyebilirim sizin aksinize , ve izninizle bu yeteneğimi kullanabilmek istiyorum.
Mecliste kadın vekillerin dayak yemesini istemiyorum.
İkinci olmak istemiyorum.
Ben bir kadınım
Kadın dediğiniz şey bir İnsan "Sapiens" cinsidir.
Yani ben bir insanım EN AZ bir erkek kadar,
Ve yüksek müsadenizle öyle kalmak istiyorum.

Başkanlığın getireceği şey , güçler birliğidir.
Güçler birliği ileride hilafeti getirecektir.
Hilafet kadını bir çeşit ev hayvanına çevirecektir.( daha faydalı ama ; temizlik yemek ütü falan yapabiliyor bu cinsler)

not:
http://turkiye.net/dosyalar/akp/seksen-yillik-birikim-10-yilda-satildi/

18 Şubat 2015 Çarşamba

KENDİMİ DİNLERKEN

Bazen gözlerimi kapatıp dünyayı dinliyorum, zaten ince olan duvarlarım dahada inceliyor.
Bir sokak ötede dönen arabanın ıslak yolda çıkardığı sesleri duyuyorum. Benden çok farklı bir insanın bir makineyi kullanarak bana çok uzak bir yerden gelip yine bana çok uzak bir yerlere gittiği o anda kafasından neler geçtiğini merak ediyorum. Kapının önünde oynayan çocukların çığlığımsı konuşmalarını duyuyorum, baş ağrısından başka bir şey değil. Ama kim bilir, yine bana çok uzak bir insan duysa -gününe neşe katan müzik- gibi algılayabilir o sesleri. Bir motokurye geliyor sonra. Hiçbir yere çıkmayan sokağın ortalarında birisi acıkmış belli ki. Birazdan koca lokmalarla karnını doyurduğunda mutlu olacak. Ama belki de mutlu olduğunun farkına bile varmadan daha "gerçek" bir mutluluk arayışına devama edecek sonrasında.

   Aynı hatayı sayısızkez istem dışı tekrarladığımın farkına varıyorum. Mutluluk gözle görülüp elle tutulan bir şey hiç olmadı ama , ben dahil tüm insanlık atlantismişcesine onu arıyoruz. Ve şu anki psikolojimle baktığımda söyleyebilirim ki ; muhteşem kar yağışından dolayı tatil edilen işime bugün gitmeyip , bu yazdıklarımı düşünebildiğim için mutluyum. O zaman mutluluğu neden hala arıyoruz? O zaten hayatımızın bazı anlarında ortaya çıkacak biçimde bizimle. 

  Ama insan doğası olabilir belkide bu. Çünkü insan hep daha fazlasını isteme düsturu ile yaratılmıştır. Çiftleşmek, alanlarını belirlemek ve karnını doyurmak için avlanmak , yani kısaca, basit yaşamını devam ettirebileceği azami koşulların sağlanması insanı asla doyuramaz. İnsanı hayvandan farklı kılan da olsa olsa bu doyumsuzluktur. düşünebilmek değil. "İnsanı hayvandan üstün kılan" cümlesi ise hatalı olduğunu bilen bilmese bile hisseden insanın kendini masum gösterme çabasından başka bir şey değil. Düşünebildiğimiz için değilde doyumsuz olduğumuz için farklıysak diğer canlılardan , üstün değil kesinlikle daha aşağı bir ırkız. Ve tam olarak yine bu sebepten mutsuzuz. Tam bu esnada yıllar önce öylesine söylediğim bir sözün doğruluğunu kendime ispatladığımı fark ediyorum.

Tanrı bizi mutsuz olalım diye yarattı...

13 Şubat 2015 Cuma

MASKELER

yolda yürürken gördüğümüz lise öğrencisini düşünün
eskiye göre profil değişti tabi artık ,
tam makyaj mini etek ...
diğer lise öğrencisine bakın şimdi 2 metre arkasında,
pantolonlu, saçlar bakımsız tepeden toplanmış.
Sonra iş yerinize bakın ...
çok sevdiğiniz iş arkadaşınız ,
sizinle her şeyini paylaşan dert ve dedikodu ortağınız.
Daha sonra arka masada oturan diğer mesai arkadaşınıza bakın,
hayatta en sevmediğiniz herhangi birisinin tıp demiş burnundan düşmüş olan hani :)
Otobüsteki kasketli amcaya da bakabilirsiniz .
Yaklaşırsanız hatta buram buram tütün kokusunu bile çekersiniz ciğerlerinize .
Ama ya otobüsteki o telefonu elinden düşürmeyen orta yaşlı
top sakallı abimize ne demeli ?
Yada geçtim hepsini ,size en yakın, en samimi, en sevgi dolu, en en en kadına;
annenize bakın.
Hangisi olduğu gibi?
Tamda beyninin içinde neyse yüzünde de o.
Anne dahil hiç birisi .
Hepimizin maskeleri vardır hayatta,
ve evet onlar biz DEĞİLİZ...

Bir insanın bir maskesi mi vardır peki ?
hiç sanmam ...
en dümdüzüm ben diyenin ,en az iki maskesi vardır.
genel kalıplar şöyle benim fikrimce;
kibar maske
aşık maske
asi maske
uysal maske
ortayolcu maske
nötr maske
anaç maske
nefret maskesi
düşünceli insan maskesi

bunlar sadece gün içinde mütemadiyen takındıklarımızın bazıları...
Benim derdim neden maske taktığımız,
ve cevabım yalnızlık korkusu.
Kibar olmanız gereken bir yerde içinizden geldiği gibi davranırsanız
hakkınızda ön yargı oluşabilir .
Aşıkken onun gerektirdiklerini yapmazsanız sevginizi nasıl kanıtlayacaksınız peki?
Ve asi olmanız gereken yerde olmayı beceremezseniz ne derler ?
Allah muhafaza light derler :)
Ve bazende asinin önde gidenisinizdir ama
yine toplum yine kabul yine yalnız kalmamak derken al sana dünya kara yollarında
bir aktör / aktrist daha .
bide sen solcusundur mesela ama , yine toplum falan filan feşmekan...

Sonuç itibari ile karşındaki insanı neresinden feth edebileceksen
onu belirleyip o maskeyi takmak adetten olmuştur .
insan dediğin varlık bunun için; pis, lekeli ve affedilemezdir özünde.

Peki ama yalnız kalmaktan neden bu kadar korkuyoruz?
Kimse korkmuyorum demesin şimdi burada,
eğer diyen de varsa o hiç yalnız kalmamış bir insandır.
İnsan yalnız kalmamak için adam öldürebilir.
Orospu olabilir.
Sırf ortama uyum sağlamak için dolandırıcılık yapabilir.
Gururunu kaldırıp çöpe atabilir çoğu zaman,
yalan söyler sıklıkla.
Hatta kendini öldürebilir bile...

Bu yazı nereye gidiyor hiç bilmiyorum
ama şunu diyebilirim.
Suçlar gibi yazdım,
kesinlikle değil...

Dönüp senin her gün iyi görünmek için neler yaptığına baktığın zaman,
var mı karşındakini suçlamaya yüreğin.
Bugün sırf kötü düşünceler türemesin hakkında diye, rezalet olduğunu
düşündüğün bir şeye "ne güzel ! " demedin mi?
Peki ait hissetmek için "ki ait hissedecek belli ki başka yeri kalmamış olan"
arkadaşından ilk hapı alıp -hiç harcı olmamasına rağmen- yutan
o çocuğu nerenle aşağı görüyorsun?

Yalnızlıktan korkmak doğamızda varsa,
bu suç değil ise ,
bunu için yapılanlar mı suç?

Ama konunun özüne dönecek olursak,
maskelerimiz aslında biz falan değildir,
ve insanı belki farkında olarak belki olmadan ;
iş yerinde çalışmaktan
sevgilin olacak insan ile ilgilenmekten
arkadaşına laf anlatmaya çalışmaktan
fatura ödemekten
daha daha daha çok yoran
onları takmaktır esasen ..

Tiyatrocuları düşünün bir rolü oynuyorlar,
farzı misal 2 saat sahnede kalıyorlar bambaşka biri olarak,
ve yoruluyorlar.


Alın size
neden hayatta keyif alamıyorum
off çok mutsuzum
hiç bir şey yapmadım yine de yoruldum
sabah bir türlü kalkamıyorum
ünlemlerinin özü .

Çünkü ne yaparsan yap kendin değilsin
hiç bir şey yapmasan rol yapıyorsun bu hayatta...

8 Ocak 2015 Perşembe

Ölümcül Kimlikler ( Les identiés meurtriéres)

Merhabalar

   Bugün daha dün okuduğum bir kitap hakkında yazmak istiyorum. 98'de yazılmış bir kitap olmasına rağmen, bazen orjinal paragrafları, bazende satır aralarını okuduğumuzda, şimdiki orta doğu sorununun başlangıçları hakkında güzel tespitler çıkartılabilecek bir kitap. 16 yıl önce yazılmış olmasına rağmen üstelik.
   Tabi ki kitapta esasen açıklığa kavuşturulmak istenen bizim bugünkü sorunlarımız değil. Geleceğe dair kısmen ütopik ama tamamen imkansızda olmayan bir hayal mevzu bahis.
   Kitap, yazarı olan Amin Maalouf'un toplumun bugün bulunduğu (o gün bulunduğu yani) halinden yola çıkarak oluşabilicek muhtemel geleceklere bakmış ve içlerinden birisine kalpten bir göz kırpmış.
   Temelde yapılması gereken şeyin önce şahıs bazında ve zamanla toplum bazında birbirini bütün olarak kabul etme olduğunu ve bunun bütün dünyayı değiştirebileceğini söylüyor yazar bize. Bunu bu şekilde ifade etmesinde hatta bu konuyu en başta düşünmeye başlamasında bile şüpesizki kendi bölünmüş kimliğinin etkisi yadsınamaz. Ama temelde anlatılmak istenen de kimliklerin aslında bölünmemesi gerektiği.
   Eğer ki ; insanlık ve toplumlar egolarından kurtulup, "karşısındakini" olduğu gibi kabul ederse , karşısındakinden de alabileceği şeyler olduğunu görecektir. Ve eğer "buradaki" kabul gördüğünü hisseder ise hırçınlığı dinecek ve karşıdakinin onu yok etmeye çalışan bir canavar olduğunu düşünmekten vazgeçecektir (hızla ilerlediğimiz Müslüman-Hırıstiyan çatışması engellenebilir mesela).
   İşte tüm bu olguların bol bol milletler ve dinler bazında , örneklendirilerek anlatıldığı bu denemeden çok şey öğrenebileceğimizi düşünüyorum ki; çoğuda bildiğimizin bile farkına olmadığımız şeyler olacaktır. Yani evet, bir farkındalık artırma kitabı bu. Ve her ne kadar dünya için istenen gelecek , pesimistler açısından ütopik olsa da , diğerlerinin içinde "bir şeyler yapmak" isteği uyandıracak bir deneme olduğu kanısındayım.
   Mesela ben , öncelikle belkide kimsenin okumayacağı bu blogda daha fazla insanın bu gelecek ihtimalinin farkına varması için , bu kitabın reklamını yapmakla başladım. Kim bilir belki bir yıl sonra kendimi yakın hissettiğim ikinci dilimi seçmiş ve öğrenmeye başlamış olurum.

au revoir a

30 Aralık 2014 Salı

DRACULA

Merhabalar 

   Yorum yapmadan duramayacağım bir konu buldum .
   Not: baştan sona spoiler içerir.

   Mevzu bahis efsanenin doğduğu "Dracula Başlangıç" filminin ta kendisi.
Sinemada ki en sevdiğim temalardan biri işleniyor, vampir miti tabi ki :)
Hiç bir siyasi düşünceye, dahası tarihi gerçekliklere takılmadan izlediğiniz zaman, 
devamının geleceği de düşünülür ise güzel bir başlangıç filmi .
Şimdi bu fantastik arkadaşın senaryosuna gelecek olur isek ;

   İnsanları keyfi için kazığa geçiren zalim adam, kahraman (ki dönemimize bakıldığında bu kurgunun gerçeğe yakınlığı oldukça manidar) olarak karşımıza çıkıyor. Ama esasen yenen ve kafasını kazığa geçiren taraf olan Osmanlı yenilmiş gibi gösteriliyor ( bu arada kazık olayını abimiz Osmanlı'dan öğreniyor tabi ki). 

   Osmanlı fanatiği değilim, bilakis tiksinirim. En çok da bugün amerikanın yaptığı pek çok şeyi onlara öğrettikleri için . Lakin burada bir çelişki var. Fantastik bir film yapıyorsun fakat içinde tarihi gerçeklik kullanıyorsun ama bunu da çarpıtıyorsun. Eğer ki; bu senaryo hiç değiştirilmeseydi ama saldıran Osmanlı ordusu değilde X ordusu Y ordusu vs. olsaydı söylenebilecek hiç bir söz olacağını zannetmiyorum. Ama yönetmenin yada senaristin kafasının biraz karıştığını düşünüyorum şahsen. Filmin tarihsel mi, yoksa fantastik mi olması gerektiğine karar verememişler sanki. 

   Yalan yok, filmi izlerken sinirlendim. Ama bu ne Osmanlı fanatiği olduğum için , ne "kuyruk acıları var işte" diye düşünen şahıslardan olduğum  için . Benim sinirlendiğim nokta tarihin saptırılması . Bence bunun sit alanına inşaat yapmaktan farkı yok . Ve her ne kadar bu kafaya girmek istemesem de .. Zamanında Osmanlı'nın yaptığı tüm zalimliklerinin acısının ,tarih algısı düşük olan ve izleyici  kitlesinin çoğunluğunu oluşturan  insanların beyninde ,yeni Türkiye'yi de tarihiyle tanıtıp ,canavar algısı yaratmak için yeniden yapılandırılmış bir senaryo olması endişesini de taşıyor ,kafamın komplo teorisyeni olan tarafı.

   Tarih ve gerçeklik ile kurguyu kusursuzca birleştirebilmek kolay bir işte değildir ne yazık ki. 
benim fikrimce önüne gelen de bu işe soyunmamalıdır. mükemmel sürükleyicilik ve zeka ile harmanlanmış bir öykü tavsiye etmek gerekirse ki, tamamen film ile aynı konu olan Dracula mitini kurcalamaktadır; Bu Elizabeth Kostova'nın Tarihçi isimli kitabından başkası değildir. 
Ve bu senaryoyu oluşturan ekibe de biraz Dan Brown okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.
Harmanlama konusunda çok şey öğreneceklerine olan inancım sonsuz. 

23 Ekim 2014 Perşembe

Biliyordum Vallaha Biliyordum


Merhabalar

   Bu sabah bir haber okudum güldüm. Halbuki çok sinirlenmem gerekiyordu. Devlet dediğimiz babacıklar yine verdikleri bir tarihe verdikleri bir sözü tutamayacaklarını açıklamışlar.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27439957.asp

   Tren kullanan bir insandım bir zamanlar. Ama hepimizde biliyoruz ki o Haydarpaşa Garını kendi menfaatleri için kullanmadan , manhattan projesini gerçekleştirmeden , Mustafa Kemalin kurduğu demir yollarını işlevsiz hale getirmeden rahatlamayacak babacıklarımız var.

   Sözüm ona ispanyol yüklenici firmanın maddi sorunları bla bla bla. İşte sinirimi bastıran kahkahamın başladığı nokta tamda burasıydı . Ama sıkıntı değil Topçu kışlası yaptırılmadı, gerçi hiçbirşey o yüzden başlamamıştı (bizim için en azından) . O nasıl yaptırılmadı ise buda yıktırılmaz olur biter.
   Daha komiği ar'dan namus'dan iman'dan bu kadar bahseden bir halk (sadece devlet değil bunu yapan evet ) olmamıza rağmen yalanlar dolanlar dolandırıcılıklar gırla gidiyor memlekette.
Hırsızlığıda anladım tamam abi çalıyorsunuz bu net artık saklamıyorlar adamlar zaten. Müridlerine bu paraları cihadımızda kullanacağız dediler mi tamam . Günahda olmuyor o zaman zaten.
   Peki dinine imanına bu kadar düşkün olan bir millet nasıl oluyorda bir kuaföre giriyor kadınlara tecavüz etmeye çalışıyor, yardım gelip başaramadığında başka bir yere gidiyorlar. Bu nasıl bir abazanlık , nasıl bir kızanlık . Kadınlara tecavüz ediliyor , yetmiyor doymuyor alıp eski bir fabrikaya götürüp dahada devam ediyor.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27437468.asp

   Abi hani sizdiniz Allah'ın adamı , sendin ya hatmeden mukaddes kitabı. Başın hırsız , başın yalancı , kıçın ahlaksız. Ama Orospu benim mesela. Çünkü; edepsiz gibi başımı açıp geziyorum sokaklarda , açtığım yetmezmiş gibi işime gücüme gidiyorum o açık başla, sonra işten çıkıyorum arkadaşlarımla falan dışarı çıkıyorum bide utanmadan  kız başıma , alkol falan alıyorum ( alkol günah tabiki hem şaçımı açıyor hem alkol alıyorum münafık'ım ben) sonra evime gidip yatıyorum , bu arada tren yolu kullanamıyorum tabi . Bütün bu günahları işledikten sonra kalkıp iki sevap işlesem iki adam doğrasam yada bi bakkalı soysam kendi çapımda yada hiç bişey yapamıyorsam bi komşumun dedikodusunu yapsam aslında cennet garanti . yok ama tembeliz biz.

   Biraz fazla politik oldu. Sevmem aslında insanı çirkinleştiriyor her türlü politika.
ama şunu da demeden yapamayacağım . 13 - 19 ekime ait google aramaları açıklanmış. Bu yukardaki tecavüz haberi ile ilişkili sayılır . Aratılanların arasında güzide ismler var. birkaç örnek vermek gerekir ise; Ayşenur balcı, Duygu çetinkaya, Beren saat, Nur yerlitaş caps...

   Alıntı yaparak bitirmek istiyor canım "Pardon" filmi bilmem kaçıncı sahne ...
Sieee sieee sieee